Endişe ve Sonuçları

Geçen sezon camia olarak yine bir Play Off finallerini dramatik bir şekilde tamamlamamızın ardından yeni bir hoca, kendini koruyan bir takım iskeleti ve en önemlisi pes etmeyen Başkan Murat Sancak'la 3. sezonumuz heyecanlı ve dinamik başlamıştı. Ancak bu sezonda inanmışlık duygularımız yerini kaos, işin içinden çıkamamazlık ve endişelere bıraktı. 

Alınan kararlar gönderilen teknik adam ve futbolcular, takımın bir türlü 3. vitese atamaması taraftarlarda tedirginlik seviyesini arttırdı. Stadyuma gidemeyen, televizyon karşısında mahkum kalan herkes bir teknik direktör, herkes bir başkan ve en kötüsü de hiçbirimiz tam anlamıyla bir taraftar olamadık.

Korkular ve endişeler...

Acaba bu sezonda mı diğer sezonlar gibi olacak? Acaba yine mi Play Off? Yine mi kahrolacağız? Penaltılarda mı eleneceğiz? Aman kalsın Play Off istemiyoruz... endişelerinden başka bir şey değildi bu.. Bir çok konuda birçok kişi haklı olsa da bu kadar endişe ve olumsuz düşünce bizi eninde sonunda o korktuğumuz sona ulaştıracaktır. Size bir denizci hikayesini aktarmak istiyorum. Başka bir şey anlatmama, yazmaya gerek yok.

**

1950’li yıllarda İskoçya’ya yük taşımak için bir gemi yanaşır. Demir attığı limanda yükünü boşaltan gemide çalışan denizcilerden biri "Acaba unuttuğumuz bir yük kaldı mı?" diye bakmak için soğuk hava deposuna girer. Onun içerde olduğunu fark etmeyen başka bir denizci ise, kapıyı dışardan kapatır.

Soğuk hava deposunda mahsur kalan denizci, var gücüyle bağırır, çelik duvarları yumruklar, ama kimseye duyuramaz sesini. Çakısıyla içerden açmaya çalışır kapıyı, lakin mümkün değildir. Gemi hareket eder ve denizciyi unuturlar.

Mahsur kalan denizci, depoda açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek bulur. Ama deponun dondurucu soğuğuna fazla dayanamayacağını anlamıştır. Kapıyı açamayan çakısıyla, çelik duvarlara kendisini bekleyen ölüm sürecini yazmaya, daha doğrusu kazımaya başlar. Günbegün, adeta bilimsel bir titizlikle soğuğun vücudunu nasıl uyuşturduğunu sonra yavaş yavaş öldürücü etkilerini, el ve ayaklarının nasıl duyarsızlaştığını, donan burnunu ve buz gibi havanın verdiği acıyı anlatır.

3 gün sonra soğuk hava kapısını açan başka bir denizci, zavallı adamın cesediyle karşılaşır. Duvarlara kazıdığı acılı sonunu okur ve.. kendisi de hayretten dona kalır.

Çünkü soğuk hava deposunun derecesi 19’dur. Çünkü soğutma sistemi zaten çalıştırılmamış olup, kendi haline bırakılan deponun sıcaklığı normal bir dereceye yükselmiştir. Yani biçare denizci donarak ölmemiş, donduğunu sandığı için ölmüştür.

Bir insan donacağına kendini inandırdığı için, normal bir sıcaklıkta soğuktan ölmüştür.

**

Bu gerçek hikayeden yola çıkarsak, endişe ve korkularımızı bir kenara bırakıp hala sonuçlanmayan bir sezonu lehimize çevirebiliriz. İyi bir takımız, kadromuz güçlü ve en önemlisi güçlü bir yönetime sahibiz.

Takıma ve futbolcularımıza vereceğimiz destek ile ipi göğüsleyebiliriz.

Saygılarımla
Doğan Ergezer


Daha yeni Daha eski